Güleriz ağlanacak halimize!

Ne mutlu o sanatçıya ki 15 yıldır sahneye çıkmamış, ama hafızalarda öyle yer etmiş ki, tekrar sahneye çıktığında salon hıncahınç dolu ve neredeyse sahnede her göründüğünde alkış başlıyor. Bu hak edilişin altında oyuncunun performansı kadar içtenliği ve rahatlığı var. Demet Akbağ, Türkiye’nin en ünlü komedyen kadını, bir yandan da güzel, hoş, üstelik özel yaşamında şıkır şıkır giyinen bir kadın ama biz onu yüzü doğum lekeli de izledik, kasabalı da, köylü de… 15 yıl sonra çıktığı oyun, Aydınlıkevler’de ise babaanne rolünde! Hem de basma entarisi, soket çorapları, örgü hırkası, ilaç seviciliği ile çok gerçek bir büyükanne. Aydınlıkevler, bir BKM prodüksiyonu. BKM, Maslak Uniq’e yerleşmiş, BKM mutfak da üst katta, oyuna gitmeden önce bir şeyler atıştırabilirsiniz ama erken gitmekte fayda var, herkes aynı anda gelip aynı anda çıkınca servis tıkanıyor.

ANKARA, 1975

Demet Akbağ, BKM deyince zaten anladınız, aynı zamanda Yılmaz Erdoğan da demek. Oyun, Yılmaz Erdoğan imzalı ve Demet Akbağ’ın trafik kazasında kaybettiği eşi Zafer Çika’ya ithaf edilmiş. Çünkü Zafer Bey, Yılmaz Erdoğan’a “Karım tiyatroyu özledi, bir oyun yaz da sahneye çıksın” diye sipariş bile vermiş. Yılmaz Erdoğan’ın da 20 yıl sonra yazdığı ilk tiyatro oyunu. O da “Ben sürekli yazdığım için tiyatro oyunu yazmadığımın farkında değildim” diyor. Ama Aydınlıkevler, onun da bir süre hayatını geçirdiği ve çok iyi bildiği bir mahalle ve bir anlamda kendisini yazmış diyen de var. Her yazar, yazdıklarının içinde yaşadıklarını da koymaz mı? Aydınlıkevler, Ankara’nın alt orta gelir grubunun yaşadığı semt, yıl 1975. (Benim de Ankara’da üniversitede olduğum, iyi bildiğim çalkantılı yıllar) Her köşede bomba patlatılıyor. Üniversiteliler birbirine giriyor. Türkiye’yi karıştırdıkları yıllar, her zamanki gibi. Babaanne (Demet Akbağ), okusun diye Ankara’ya gelmiş torununa (Burak Dakak) göz kulak olmak için yanında. Hem parasızlar, hem Ankara soğuk, hem de Amerikalılar var. Yılmaz Erdoğan, Amerikalıların mahalledeki çayırlığı golf sahasına çevirip golf toplarıyla evlerin camlarının kırılması esprisiyle bir alegori yapmak (ABD’nin her zamanki gibi ortalığı karıştırması ve engellenememesi) istiyor bence. Ama gerçekten de orada bir duvar ve golf sahası varmış ve camları kırarlarmış! Mahallelinin naif bir arzusu var: “Çocuklarımızı dövmeyin, camlarımızı kırmayın!” Oyunda başka politik yan yok gibi ve benim de zorlamam olabilir alegori?

KADRO MUHTEŞEM

Oyun yazılıp da Demet Akbağ da starı olarak oynamaya razı olunca kadro oluşturulmuş: Demet Akbağ’ın Salih Bademci’de gözü varmış, dizisi bitince kadroya dahil olmasına başta kendisi, herkes mutlu olmuş. Kulüp dizisinden sonra seyirci de onu canlı görmek istiyor sahnede. Tutkulu (hayır deli demeyeceğim) âşık, ressam Süreyya rolü gerçi biraz yama gibi, ama yine de çok sevimli. Ben Sinem Ünsal’a da bayıldım. Onu Mucize Doktor dizisinde çok sevmiştim. Burada da hem güzelliği, hem sevimliliği hem de iki karakteri başarıyla canlandırmasıyla övgüyü hak ediyor. Sinem Ünsal, Süreyya’nın hayalindeki aşkı Sülün ve kaderini evlenerek değiştirmek isteyen mahalleli kız rolünde çok iyi. Süreyya’nın “Buluşalım, supanglesini yesin, gitsin” hayali de göz yaşartıyor. Burak Dakak da çocukluğundan beri oynadığı için bu büyülü kadro içinde kaybolmuyor, aksine parlıyor.

Yönetmen Serdar Biliş’i de Demet Akbağ istemiş, ortak bir dilleri var belli ki. Serdar Biliş de kullandığı çizimler, (Vardal Caniş), mültimedya (İllüsionist) ile, döner sahne kullanımıyla hareket katmış oyuna. Dekorsuz, kadrosuz, tek kişilik minimalist oyunların sık sahne değiştirmek gibi hareket kabiliyeti var ama seyirciye de gına geliyor bir süre sonra.

SEYİRCİ GÜLÜYOR

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.